Türkiye’de yargının siyasallaşması ve
tutukluluğun bir "cezalandırma aracına" dönüştüğü yönündeki eleştiriler, resmi verilerle yeni bir boyut kazandı. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (
CMK) "geçici bir koruma
tedbiri" olarak tanımladığı tutuklama müessesesi, Nisan 2026 itibarıyla son yılların en yüksek seviyesine ulaşarak 62 bin sınırını geçti.
İKİ YILDA ÇARPICI ARTIŞ: %60’LIK YÜKSELİŞ
Birgün'den Mustafa Bildircin'in haberine göre,
Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün paylaştığı veriler, cezaevlerindeki doluluk oranının ve tutuklama kararlarındaki artışın boyutunu gözler önüne serdi. 2023 yılında 38 bin 537 olan tutuklu sayısı, özellikle muhalif kesimlere, gazetecilere ve yerel yönetimlere yönelik operasyonların ivme kazandığı süreçte hızla tırmandı.Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevlerini Genel Müdürlüğü’nün 1 Nisan 2026 tarihli verilerine Türkiye’deki tutuklu sayısı, 62 bin 514 olarak kayda geçti. Toplam 62 bin 514 tutuklunun 7 bin 159’unun kadın ve çocuklardan oluştuğu belirtildi.
OPERASYON DALGALARI SAYILARI KATLADI
Verilere göre, tutuklu sayısındaki en keskin artışlardan biri, 19 Mart 2025 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi (
İBB) Başkanı
Ekrem İmamoğlu ve
belediye bürokratlarına yönelik operasyonların ardından yaşandı. Bu süreçte sadece siyasetçiler değil, "
Dezenformasyon Yasası" kapsamında tutuklanan
gazeteciler ve protestolara katılan gençler de sayısal artışta etkili oldu.
EĞİTİMLİ TUTUKLU PROFİLİ DİKKAT ÇEKİYOR
Açıklanan son verilere göre, toplam 62 bin 514 tutuklunun 7 bin 159'unu kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. Dikkat çeken bir diğer ayrıntı ise tutukluların eğitim durumu oldu. İddianame bekleyen ya da tutuklu yargılanan kişilerin 4 bin 769’unun lisans, yüksek lisans veya doktora mezunu olduğu bildirildi.
"YARGI MUHALİFE KARŞI SİLAH OLARAK KULLANILIYOR"
Muhalefet kanadı, CMK’nın 102. maddesinde yer alan "Tutukluluk bir ceza değil, tedbirdir" ifadesinin kağıt üzerinde kaldığını savunuyor. Yazılmayan iddianameler nedeniyle aylarını cezaevinde geçiren isimlerin varlığı, "hak ihlali" ve "cadı avı" tartışmalarını körüklüyor. Hukukçular, kaçma şüphesi veya delil karartma ihtimali bulunmayan vakalarda bile tutukluluğun asıl yöntem haline gelmesinin, toplumsal adalete olan güveni zedelediği uyarısında bulunuyor.
CMK MADDE 102 NE DİYOR?
Tutukluluk uygulaması, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102'nci maddesinde
"Tutuklama, ancak kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde uygulanabilir. Bu uygulama bir ceza değil, yargılamanın selametini sağlamaya yönelik geçici bir koruma tedbiridir." denilerek tanımlanıyor.